Posts

öfff pöfff afra tafra

Image
Sıkıntıma iyi geldi, bugünlerdeki ruh halimi yansıtıverdi, çok da iyi geldi:) Belki biraz geç oldu ama yine de keşfettim işte :) Dinlemeye değer, hem de çok. http://www.changeofplans.org/

Dur Bir Mola Ver

Bir kitap okuyorum bu aralar. Genelde ancak ofise vardığımda uykumdan uyanan bir insanımdır.Ya da otobüste camdan dışarı, insanlara bomboş bakan. Öylesine bomboş, anlamsız... Aynı şeyi bana yaptıklarında kudurduğum bir durum. Birisi bana bakmasın, lütfen, her ne sebeple olursa olsun bakmasın... İtiraf ediyorum ki bunu her sabah yaşamak, mis gibi yataktan kalkmak -hele ki yanımda "aşkmeşk" de varsa, birsürü yabancı insanın, yabancı nefeslerin arasında kendimi bulmak artık beni çiliden çıkartmaya başlamışken kendimi oyalayacak binbirtürlü meşkale aradım durdum. Müzik dinle dinle nereye kadar, hayal kur kur kurmalı oyuncak gibi,düşün düşün bilmem nedir işin derken, kitap okuyayım bari dedim. Madem zamanım yok ayaklarımdayım uzun zamandır sadece kumsalda okudum bu yaz kitap ne kadar ayıp!! Kitaplığıma baktım maşşallah hepsini okumuşum, 2.kez okumaya ne gerek var derken dienar tarzı bir yerde aldığım soluğu. Yeni çıkanlar, en çok satanlar bayağı da pahalılar. Adını bile bilmediğim...

Patiska

Image
Benim artık bir kedim var:) Bütün çocukluğum dahil olmak üzere, kendimi bildim bileli deli olduğum kedilerden biri artık benim evimde... Annesi terk etmiş bizimkini ve 3 kardeşini, eve ilk geldiğinde ne doğru dürüst yürüyebiliyordu ne de görebiliyordu. Sürekli titreyerek dolaşıyordu ve geldiği ilk gün bütün gün uyudu. Sadece 10 gündür bizde ve 2 katı büyüklüğünde artık. Yumurta yutmuş gibi dombili bir karnı, minicik patileri, pembe burnu ile evmizin yaramaz çocuğu. Akşam eve geldiğimde bütün bir günün üzerimden geçmiş olması ve sıcak havayla beni pelte haline getirmiş olmaları sadece birkaç saniyede ortadan kayboluyor. Bunu da Patiska yapıyor! Gerçi hala koltuğa işiyor ama alışacağından eminim en kısa zamanda... Sürekli elimde bir bezle gezsem de her Allahın günü çamaşır makinesini çalıştıyor olsam da, birini ya da birşeyi karşılık beklemeden sevmenin verdiği huzur ve içime akan sıcaklık bütün çektiklerimi bir anda unutturuveriyor. Hele oyun faslımız başladığı zaman eminim ki ondan çok...

Adrasan'ın ardından...

Image
Sessizlik, alabildiğine sessizlik... Yazılacak pek bir şey yok aslında şimdi onun ardından... Zihinlerde kalan en güzel görüntüler eşliğinde hayal kurmakla yetineceğim, tam olarak kestiremediğim bir zaman için...Siz de buyrun kurun: Not: Arzuşa ithafen :) Altın bir deniz düşünün sadece, duru mu duru, mavi mi mavi... Sonra da altın kumları, çakıl taşlarını getirin aklınıza... Hafif bir de rüzgarı unutmayın teninizi okşayan... Sıcacık güneşin ışıkları ısıtırken içinizi, siz de bir taraftan yudumlayın içkinizi... Evden o kadar uzaksınız ki ürpertir belki bu his sizi... Ama o kadar güvenli ki burası, dünyada kalan son insan olasanız da kormayın!Çünkü arkanızda koca bir deniz, önünüzde de sımsıcak bir gelecek var. Geleceğinizi aydınlatan güneş var. Güneş; gelecek, güneş; gelecek güzel günler... Huzur alabildiğine huzur... Yumuşacık, bir yavru kediyi okşamak gibi... Dünyanın derdini, tasasını unutturan bir yandan da içindeki sevgiyi coşturan, yaşama sevinci veren bir his Adrasan'da olma...

Hikaye

Masmavi bir gökyüzünün ortasından geçen rengarenk gökkuşağının ortasında, kocaman beyaz bir converse duruyormuş. Tekini kaybeden bu converse günler boyunca gökyüzünde dolaşmış, güneş ışıkları ile dans etmiş, uçmuş uçmuş durmuş. Günleri aslında keyifli, kendi kendine uydurduğu oyunlarla vakit geçiyormuş. Ama içinde yeri bir türlü dolmayan bir boşluk varmış. Ve Gökyüzü prensesinin dediklerine göre eşini bulamazsa bu boşluk sonsuza kadar dolmayacakmış. Çaresiz ve yalnız dolaşmaya devam etmiş. Yeryüzüne inse belki bulacakmış ama hep korkmuş, bir türlü o cesareti bulamamış içinde...Özellikle gece olduğunda bu korkusu kat kat artarmış. Güneş de gidince yapayalnız kalırmış, ay her zaman çok uzakmış ona... Günlerden birgün bir buluttan diğer buluta atlarken birden kendini gökyüzünden aşağıya düşerken bulmuş. Hızlıca yere düşerken o kadar korkmuş ki gözlerini sımsıkı kapamış ve kendini çaresizce boşluğa bırakıvermiş. Yer düştüğünde gözlerini yemyeşil ve yumuşacık bir yerde açmış... Çimenlikmiş ...

Mayıs Sıkıntısı*

Image
O günü kendisine ayırmaya karar verdi genç kız, uyanırken güneşli mayıs sabahında... Her zamanki telaşlardan uzak, koşturmasız, bu şehre ilk defa gelen bir yabancı gibi... Deniz kenarında martılarla birlikte güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra kendini gerçekten iyi hissediyordu. Deniz kokusunu her çekişte derin derin, içinde sanki yeni umutlar filizlendi. Bütün gün gezecek, bu şehri yeniden keşfedecek, hiç tanımadığı birine gülümseyecek, çantasındaki gofreti küçük çocuğa verecek, vapurla gezip, trenle eve dönecekti. Küçük iyilikler birleşip kocaman bir mutluluğu kalbine taşıyacak, hayatın ne kadar da yaşamaya değer olduğunu bir kez daha anlayacaktı. Çoktandır görmek istediği bir filme gidecek, çıkınca da kocaman tavuklu bir sandviçi midesine indirecekti afiyetle. Daha önce hiç görmediği bir bahçe çıkacaktı karşısına, dar bir sokakta yürürken, bitmeyen bir sohbete dalıcaktı o tonton kahve sahibiyle çayını yudumlarken. Herşeyin fotoğrafını çekmek isteyecekti birden, minik serçenin, yerdek...

Biz, İyi İnsanlar

Hiçbirimiz mahsum değiliz... İnsanlık... Tam olarak bilmiyorum tarihçesini, ilk insanı, ilk insanları... Dünya değişiyor, düzen bozuluyor, hayat her an duracak gibi çok hızlı ilerliyor, çok hızlı giden bir tren gibi, sanki her an raydan çıkacak... Değişen dünya ile beraber insan da değişiyor. Her geçen gün daha acımasız daha kötü oluyor. Yaşamak için birbirine muhtaç olan insanlar birbirlerini öldürüyor. Dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmek için ellerinden geleni yapıyor. Kocaman dünya bu kadar kötünün elinde adeta bir oyuncak oluyor. Dünya sessiz, dünya yalnız... Bütün kötülüklerin esiri olan insan yıkıyor, yakıyor... O çok sevdiğimiz bilim kurgu filmlerindeki gibi bir virüs bütün dünyaya yayılıyor. Bir avuç insana kalıyor dünyanın kaderi... Neşe ve heyecan dolu gençlik yıllarında insan hayalini kuramıyor geleceğin. Yıllardır dillerde pelesenk olan felaket senaryolarını bire bir yaşarken insanoğlu hala direniyor, hala ciddiyetin farkına varamıyor. Ya da varmak istemiyor. Bize v...